"Hititler gelmiş
daha batıya
Lidyalılar, Frigyalılar sonra
Keltler gelmiş gitmiş
Doğum yerim Avanos'a
Çamurlu suyundan içtiğim
Kızılırmak ovasına
Ah!. . . Ne çok tarihim varmış!"
Abdullah Rıza ERGÜVEN *
80'den fazla roman ve şiir kitabının yazarı bu şairin, çoğu kitaplarında isimlerinden sevgi ve özlemle sık sık bahsettiği Kızılırmak ve Avanos bir sevda gibidir. Sanki Yusuf ile Züleyha, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem; ve belki daha çok, nehir kıyısında koklaşan beyaz fil ile kırmızı timsahın aşkının hikayesi gibidir. Hani, rivayettir ya, beyaz fil ile kırmızı timsah, her gün nehir kıyısında buluşur, koklaşır, fakat bu sevdayı çevrelerine bir türlü anlatamazlarmış. Olacak gibi değildir ve sonunda filler heyeti toplanarak, terk-i diyar etmeye karar verir. Kararı öğrenen beyaz küçük fil, yine nehir kıyısına gider ve kendini bekleyen kırmızı timsahla buluşur. İki sevgili hüzünlüdür bu defa. Bu, son görüşmedir. Bir süre konuşup, koklaştıktan sonra ayrılık saati gelmiştir ve birbirlerinden uzaklaşırken, gözyaşlarının arasında dudaklarından şunlar dökülür: "Evet, bu zaten olmazdı, ama her şeye karşın yine de güzeldi!"
Bu, olur mu? Sevda bu ya! Olur işte!
Kızılırmak Avanos'a aşık, Avanos Kızılırmağa yavuklu olur mu? Olur işte!Sevda bu ya!
Olur!
Niye mi?. . . Siz, sevda nedir bilir misiniz?
Olur. Çünkü;
Avanos, "Güzel Atlar Ülkesi" anlamına gelen "Kapadokya"nın gizemli bölgelerinden birini oluşturur. Malum, Kapadokya M. Ö. 4000 yılına kadar uzanan tarihiyle, bu topraklarda Hıristiyanlık dininin oluşum merkezi olması yanında, etrafındaki dağların volkanik patlamalarıyla oluşan tüflerden oluşan olağanüstü doğa harikası peribacaları ve saklanmak amaçlı yapılan yeraltı şehirleriyle ünlüdür.
Geçmişinde Hitit, Frig, Pers, Asur, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izlerini taşıyan Kapadokya'nın bir parçası olan Avanos da, en az 4000 yıl öncesine kadar uzanan tarihiyle yörede önemli bir yere sahiptir.
1967 yılında İtalyanların Topaklı Höyüğünde yaptıkları kazılardan elde edilen bulgulara göre; Avanos'un tarihinin Etiler'e kadar uzandığı söylenmektedir. Hititler, Medler, Frigler, Asurlular, Persler, Keltler, Kapadokya Krallığı, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar muhtelif sürelerle Avanos tarihinin değişik evrelerinde yer almışlardır.
Pek çok tarihçiye göre, Avanos'un ismi Hititler döneminde "Zuwinasa", Asurlular döneminde "Nenansa", Bizanslılar döneminde "Venessa", Selçuklular döneminde "Evenüz" dir. Osmanlı döneminde de "Uvenez, Evenez, Avanoz" olarak söylenirken, zamanla "Avanos"a dönüşmüştür.
Avanos, Selçuklular döneminde Avanos ismine kaynaklık eden "Evenuz" kelimesinin ayrıştırılmasında "Evani", "kap, mutfakta kullanılan kaplar, kacaklar, mutfak eşyaları", "Evenüz" de çanak, çömlek yapan bir yer olduğuna göre "Evani-öz , Even-öz"yani kap yapan, çanak çömlek yapan kasaba anlamına gelmektedir.
Selçuklu dönemi, Avanos'un kuruluşuyla ilgili bilinen en yakın dönemdir. O döneme ait ilk ve en önemli eser, 1202 yılında dönemin sultanı Alaaddin Keykubat adına yaptırılan "Alaaddin Camii"dir. Zamanla bazı ilavelerin yapıldığı camii, 1956 yılında, o günün parası ile 320 liralık bir maliyetle restore edilmiştir.
Mescidin yapıldığı 1202 yılına kadar sadece 5-6 haneden oluşan küçük bir topluluk olan Avanos; Çağşak, At Deresi, Kuşçin, Damönü, Meleklik, Sarıkaya, Güvercinlik, Gövtepe, Ağdere, Biledor ve Kızılöz bölgesinden gelenlerin toplanmasıyla çoğalır ve büyür. Avanos'un ilk mahallesi böylece oluşur ve mahalleye, mescidi yaptıran çavuşun adı verilir (1249 Yılı). Bu, bugün "Alaaddin Mahallesi" olarak bilinen "Çavuş Mahallesi"dir.
1867'den 1877'e kadar ilçe olan Avanos, bu tarihte tekrar köy haline dönüştürülür. 1887'e kadar köy olarak devam ederken, anlatıldığına göre; bir araya gelen 5 Avanoslu ilçe merkezi olan Gülşehir'e giderek, maliyede muhafaza edilen sandığı (kasayı) kaçırıp, Avanos'a getirir. Durum, ilgililerce hemen saraya bildirilir. Fakat, Sultan Abdülhamit'in yaverlerinden sarayda görevli Avanoslu Kurena Arif Bey'in devreye girmesiyle konu kapatılır ve böylece Avanos'a 1887'de ilçe olma hakkı tekrar verilmiş olur.
1888'de bir kaza olarak Kırşehir Vilayeti'ne bağlanan Avanos, Nevşehir'in 1954'te vilayet olması üzerine Nevşehir'e bağlanır. O tarihten bu yana, gelişen ve büyüyen Avanos, Kızılırmağın iki yakasına kurulmuş 12.000 nüfuslu, turistik bir ilçedir.
Pek çok film ve hikayeye konu olan Kızılırmak, ilçeyi doğudan batıya tam, ortadan ikiye ayırır. Hititler dönemindeki ismi "Marassantia", Bizans döneminde ise "Halys"dir. Irmak, Avanos'un iki yakasını, ikisi çevre yolu, biri taş, diğeri asma olan dört köprü ile birbirine bağlar.
Taş köprü, Sultan Abdülhamit döneminde sarayda görevli Avanoslu Kurena Arif Bey'in katkılarıyla 1898 yılında yapımına başlanmış, 1900 yılında hizmete açılmıştır. O günün parasıyla 3700 lira harcanarak yapılmış köprü, iki tarafındaki başlıklarıyla beraber, toplam 11 ayak üstüne oturtulmuştur. Ayakların yapımında kullanılan taşlar, Avanos yakınlarındaki çeç ve karadağ bölgesinden manda kağnılarıyla getirilip yerleştirilmişlerdir. Taşların hiçbir aşınmaya uğramaksızın, hala ayakta kalması, bugün bile dikkat çeken bir durumdur. Köprünün ayaklarının, halk arasında sarı-kara ustalar olarak bilinen Türk ustalarca yapıldığı söylenmektedir. Hatta, aynı ustaların 1895 yılında Avanos'un çarşı içindeki eski hükümet konağını da yaptıkları ileri sürülmektedir. Köprünün üstü, yapıldığında önce tahtayla kaplanmış ve 20 yıl boyunca geçiş ücrete tabi kılınmış, fakat tahtalar zamanla yıpranınca, o yıllarda Kırşehir Milletvekili olan Avanoslu Ali Rıza Bey'in yardımlarıyla 1924'te değiştirilmeye başlanmış, çalışma 1926'da tamamlanarak, beton haline getirilmiştir. Beton kısmın yapımı, Wolf isimli bir Macar ustanın öncülüğünde, bazı Türk ustaların da katılımıyla oluşan ekip tarafından, dönemin fiyatlarıyla 60. 000 liraya mal edilerek gerçekleştirilmiştir.
Uzunluğu 151 m. olan taş köprünün yaya bölümü 1995 yılında tadilat görerek genişletilmiştir.
Tahta köprü ise, 1973 yılında, 180 m. uzunluğunda, 2,30 m. eninde, sadece yaya yürüyüşüne uygun olacak şekilde ve demir ayaklar üstüne ahşaptan yapılmıştır. 1994'te onarım gören, Türkiye'nin 2. asma köprüsü olma iddiasındaki köprünün, özellikle Kızılırmak üstündeki bölümü hafif salıncak gibi sallanmasıyla, konuklarına keyifli dakikalar yaşatmaktadır.
Kızılırmağın iki tarafı, ırmak taşkınlığına engel olmak zamacıyla rıhtımla çevrilidir. Eski bölge tarafındaki rıhtım 1954 yılında Kayserili Sarı Yıldız firmasınca karadağ bölgesinden getirilen taşlarla yapılmış, diğer kısmı ise 1969 yılında yaya yürüyüşüne daha müsait bir tarzda inşa edilmiştir. Kızılırmağın kuzeyinde yer alan bölüm Avanos'un eski yerleşiminin olduğu, çarşı ve hükümet binalarının bulunduğu kısımdır. Karşı taraf ise, pazar yeri ve az sayıda işyerinin bulunduğu, daha çok ikamet amaçlı yerleşimin hakim olduğu bölümü oluşturur.
Çarşının bulunduğu eski bölgedeki yapıların çoğu, üst üste geçmiş bir görüntü verirler.
Dağa yaslanmış olmaları nedeniyle, dar ve dolambaçlı sokaklara sahiptirler. Yapı malzemesi olarak, Avanos'un civarında bulunan taş ocaklarından elde edilen "kisir taşı" kullanılmış, yapılar genellikle yığma olarak inşa edilmiştir. Beton binalar ise, daha çok ticaretin döndüğü çarşı merkezi ve civarında yer alır.
Sokakları genellikle taş kaplı olup, bazı kısımları çatı altından devam eden ve yerleşimi labirent gibi bir görüntü veren bu eski bölgedeki evlerden birindeki bir odaya kazma vurulsa oradan başka bir evin odasına ulaşılır.
Bu bölgedeki evler, genellikle iki katlı olarak yapılmıştır. Geniş bir kapıdan girilen avludan sonra çardak, tafana ve odalar alt katta, misafirlerin ağırlandığı köşk ise, üst katta yer alır. Alt kattaki odalar genellikle taş kemerlerle kaplıdır. Evlerin çoğundaki taş ve ahşaplardaki ince işçilik dikkat çekicidir.
Büyük çoğunluğu yaklaşık 100-150 yıllık bir geçmişe sahip bu evlerin aşınma, kayma ve yıkılma gibi nedenlerle zaman içinde kullanılamaz hale gelmesi üzerine; sahipleri, 1968'de ırmağın karşı tarafında yapılan afet evlerine taşınmak zorunda kalmışlardır.
Avanos'un geleneksel yaşamı ve mimari tarzı açısından son derece önemli olan bu bölge, 30 yıl kadar kaderine terk edildikten sonra, 1998 yılında yürürlüğe giren "Koruyucu İmar Planı" doğrultusunda yeniden tadil ve onarım şansı yakalamış, bu suretle içinde Edip Akbayram, Musa Eroğlu ve Halil Ergün gibi sanatçıların da bulunduğu çok sayıda yerli ve yabancı alıcılar bulmaya başlamıştır.
Avanos, kara ikliminin hakim olduğu bir bölgede yer almasına karşın, dağa yaslanması ve ırmağın etkisiyle yumuşak bir iklime sahiptir. Etrafı bağ, bahçe ve ağaçlıklarla çevrilidir. Yakın civarında , özellikle çanakçılığa hammadde kaynağı oluşturan kil yatakları mevcut olup, sayıları 8'i bulan tuğla fabrikalarıyla toprak sanayii ve turizm önemli sektörler durumundadır. Avanos ekonomisi, özellikle son yıllarda turizme dayalı bir şekilde yürümektedir. Hizmet sektörlerinin yanında, halıcılık ve çanakçılık, Avanos turizminin temelini oluşturur.
Bir el sanatı olarak çanakçılık, Avanos turizmine hayat verir. Hititlere kadar uzanan geçmişiyle bir ata mesleği durumundadır. Avanos civarındaki dağlardan getirilen topraklar, işlik adı verilen çanak hanelerde ustalarca işlenip, 800-1200 derece ısıda pişirilmesiyle çanak ürün olarak ortaya çıkar. Önceleri 250-300 civarında atölye ve çok sayıda çanak ustasına sahip olan sektör, şimdilerde turizmin devreye girmesiyle kabuk değiştirmiş, el sanatı olma özelliğinden uzaklaşarak daha karlı ve pratik olan al-sata yönelmiştir. Bu ise, "işlik"lerin azalmasına, yeni ustaların yetişmemesine neden olmuştur. Sektördeki bu daralmaya rağmen, Avanos'ta halen çoğunluğu geleneksel yöntemlerle çalışan 50 civarında "işlik" bulunmaktadır. Çoğunluğu doğal kaya oyma mağaralardan oluşan işlikler, daha çok Avanos merkezinde yoğunlaşmış olup, ziyaretçilerin önemli bir ilgi odağı durumundadır.
Her şeyin ötesinde, Avanos'a Kapadokya'nın el sanatları merkezi olma gerçekliğini sunan bu işliklerde, takribi 150'si çanak ustası olmak üzere 250 kişi çalışmakta, bunların yakınları da hesaba katıldığında, bugün yaklaşık 1500 kişi fiilen bu sektörden geçinmektedir.
Günümüzde çanakçılıkla Avanos o kadar iç içe geçmiştir ki, bu el sanatını temsilen çarşı merkezinde bulunan parkta yüksekçe bir ahşap sundurma altında büyük bir çanak yapan adam heykeli, yine Avanos'un yetiştirdiği "Gökteki Yıldızı Fener Mi Sandın" türküsü ile ünlü saz ve ses sanatçısı Selahattin Küçükdağ**'ın pirinç-metal dökümü heykeliyle birlikte Avanos'u resmetmektedir.
Çanakçılık yanında, Avanos turizminindeki bir önemli sektör de "halıcılık"tır. Avanos'un kuruluşuna kadar uzanan tarihiyle halıcılık, yakın zamana kadar pek çok Avanoslu'nun kazanç kapısıydı. Önceleri dağlardan toplanan muhtelif otların kaynatılmasıyla elde edilen kök boyaların, yakın zamanda da yapay boyaların kullanılmasıyla ve genellikle kırmızı ve sarı renklerinin hakim olduğu halılar dokunurken, turizmle birlikte bir el sanatı olma özelliğiyle evlerde icra edilen Avanos halıcılığı, günümüzde daha çok başka bölgelerden getirilerek yapılan bir al-sat işine dönüşmüştür.
Buna rağmen, muhtelif ölçekteki işletmeleriyle halıcılık, Avanos ekonomisinde önemli potansiyele sahip olup, bir el sanatı olarak tarihteki yerini almıştır. Hatta, bu konuda; Abdülhamit döneminde sarayda oluşturulan, halıcılıkta araştırma ve geliştirme amaçlı halı hanelere Avanos'tan da iki ustanın çağrıldığı dahi, kuşaktan kuşağa anlatılmaktadır.
Çanakçılık ve halıcılık dışında bir önemli alan da bağcılıktır ki, önceleri ailenin geçim kaynağı olarak yapılırken, son yıllarda evin ihtiyacını karşılayan bir uğraş durumundadır. Fakat birkaç yıldır yaygınlaşan "ev şarapçılığı" işi, bir gelir unsuru haline dönüşünce, bağcılık tekrar önem kazanacak gibi görünmektedir. Bugünlerde "ev şarabı" yapımına kaynaklık eden Avanos bağcılığı, yakın zamana kadar bazı şenliklere de kaynaklık ederdi. Şenlik deyince, Avanos'un geleneksel şenlik ve eğlenceleri de ünlüdür. Bunların bazıları şimdilerde yaygın bir şekilde yapılmamakla beraber, bir kısmı, özellikle üzüm toplama zamanı yapılan Binnik, 6. Mayıs'da Hıdrellez, Ramazan Bayramın'ndan 3 gün önceki akşam Goyun Ho, 29. Ekim Cumhuriyet Bayramı'ndaki Sin Sin ve düğünlerde Kelle Atılması hiç unutulmamaktadır.
Pek çok geleneğe sahip Avanos, içinden nüktedan insanlar da çıkartmıştır. Nükte deyince hemen akla, "Şemsi'nin Ahmet"gelir. 1907-1990 yılları arasında yaşamış, Avanos nüfusuna kayıtlı Şemsi'nin Ahmet, tüm bir hayatı boyunca yaşadıkları ve söyledikleriyle, tam bir keyif adamı olmuştur Avanos'ta. Neredeyse, Avanos'un Nasreddin Hoca'sı olan Şemsi'nin Ahmet pek çok anısının yanında, özellikle eşinin bir ev sohbetinde bana anlattığını paylaşmak isterim: Şemsi'nin Ahmet'in annesi ölür. Ertesi sabah cenaze kaldırılacağı için tüm yakınları gece evde toplanır. Bu ölümdür ya, evdeki herkes ağlamaktadır. Gece ilerleyen saatlerde Şemsi'nin Ahmet acıkır, fakat derdini kimseye açamaz. Derken bir ara, gözyaşı ve insan kalabalığı arasında ele geçirdiği eşi "Anşa"ya isteğini söyler. Bunu duyan Anşa, "ciğerine nüzul insin, şimdi onun sırası mı, herkes ağlarken sen karnını düşünüyorsun, devrilesice" diyerek kızar. Eşi Anşa'dan bu cevabı alan Şemsi'nin Ahmet, bunun üzerine "ne var ga Anşa, acıyan yir ayrı, acıkan yir ayrı, bi pilav yapıp yesek de dok dok ağlasak, daha iyi olmaz mı?" der ve moralsiz bir halde oradan uzaklaşır.
Konu yemekten açılınca, tabii ki Avanos yemeklerinin tadı da unutulmazdır. Zengin bir yemek kültürüne sahip Avanos'un tadına doyulmaz mutfağının, her dönem konukları tarafından beğeni ve özlemle anılan, Tarhana Çorbası, Ağ Pakla (Kuru Fasulye), Bağ Pilavı, Güveç, Bazlama, Hamursuz, Çığıtma ve şimdilerde pek çok restoranda gününşartlarına uygun hale dönüştürülerek konuklarına sunulan ve testi kebabı olarak anılan Fırında Çömlek Eti, en vazgeçilmez lezzetlilerindendir.
İsmet İnce - Avanos - Eylül 2006 --> yazının devamı için tıklayın...
* 1925'te Avanos'ta doğdu. 1967'de İsveç'e gitti. 16 Ağustos 2001 İsveç'te öldü.
** 1910-1973 yılları arasında yaşamış, Avanoslu saz ve ses sanatçısı |